Temmuz 19, 2026
Görünen Sakinliğe Aldanmayın

Küresel piyasalarda tablo ilk bakışta çelişkili görünüyor. ABD’de büyük bankaların bilançoları güçlü kalırken yapay zekâ yatırımlarının sürdürülebilirliği tartışılmaya başlandı. Türkiye’de ise rezervler yükseliyor ve yabancı sermaye girişi hızlanıyor; buna rağmen Borsa İstanbul satış baskısından kurtulamıyor.
Bu çelişkinin temel nedeni basit: Para piyasalardan tamamen çıkmıyor, fakat gideceği varlığı çok daha dikkatli seçiyor. Önümüzdeki dönemin ana meselesi genel bir yükselişten yararlanmak değil, sermayenin hangi sektörlere aktığını doğru okumak olacak.
ABD: Kriz Bankalarda Değilse Nerede Başlayacak?
ABD ekonomisinde henüz klasik anlamda bir kredi krizi görünmüyor. JPMorgan, Bank of America, Wells Fargo ve Citi gibi büyük bankaların verileri, tüketici ve ticari kredilerde geniş tabanlı bir bozulmaya işaret etmiyor. Bu nedenle yalnızca bankacılık verilerine bakarak yakın vadeli bir resesyon ilan etmek için henüz erken.
Fakat bu, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Risk yalnızca yer değiştiriyor.
IBM’in bilanço uyarısı, yapay zekâ harcamalarının her teknoloji şirketi için olumlu olmadığını açıkça gösterdi. Şirketler bütçelerini yazılım ürünlerinden sunucu, depolama ve bellek yatırımlarına kaydırıyor. Böylece yapay zekâ altyapısı büyürken bazı yazılım şirketleri hem bütçe kaybı hem de uzun vadeli ürün ikamesi riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Diğer baskı ise makro taraftan geliyor. Petrolün 80 doların üzerinde kalması ve ABD 10 yıllık tahvil faizinin yaklaşık yüzde 4,6 seviyesine yükselmesi, şirketlerin maliyetlerini artırırken yüksek değerlemeli hisselerin çarpanlarını baskılıyor. Bu ortam doğrudan bir resesyon sinyali üretmiyor; ancak yatırımcıların hata payını ciddi biçimde azaltıyor.
Dolayısıyla ABD piyasasında artık “teknoloji yükselir” gibi genel bir yaklaşım yeterli değil. Yapay zekâ altyapısından doğrudan faydalanan şirketlerle bütçe kaybeden yazılım şirketleri arasındaki ayrışma derinleşebilir. Güçlü sermaye piyasası gelirleri üreten bankalar da yapay zekâ finansmanının dolaylı kazananları olmaya devam edebilir.
Ana senaryo hâlâ resesyon değil. Ancak yapay zekâ yatırımları beklenen verimliliği üretmez veya özel kredi piyasasında temerrütler artarsa bugünkü sakin banka bilançoları ilerleyen dönemde bozulabilir. Bu nedenle endeksin tamamına tek yönlü bahis yapmak yerine sektör ve şirket seçmek daha rasyonel görünüyor.
Türkiye: Yabancı Geliyor, Fakat Borsayı Almıyor
Türkiye piyasasında olumlu görünen manşetlerin arkasında önemli bir ayrışma bulunuyor. TCMB rezervleri yükselirken yabancı yatırımcıların tahvil alımları hızlandı. Buna rağmen BİST 100 haftayı yüzde 2,38 kayıpla kapattı.
Yabancılar 10 Temmuz haftasında yaklaşık 1,23 milyar dolarlık DİBS alırken hisse senedi alımları yalnızca 33,5 milyon dolarda kaldı. Başka bir ifadeyle yabancı yatırımcı şu anda Türkiye’nin şirket kârlarına değil; yüksek faize, kur istikrarına ve para politikası disiplinine pozisyon alıyor.
Bu nedenle “Türkiye’ye milyarlarca dolar para girdi” manşeti tek başına yanıltıcıdır. Yaklaşık 2,6 milyar dolarlık toplam girişin yalnızca yüzde 1,3’ü hisse senetlerine yöneldi. Geri kalan para büyük ölçüde devlet ve özel sektör tahvillerine aktı. Borsada kalıcı bir rejim değişiminden söz edebilmek için yabancı hisse alımlarının birkaç hafta boyunca yüz milyonlarca dolara yükselmesi gerekiyor.
Rezerv tarafındaki gelişme ise gerçekten olumlu. Brüt rezervler 163,3 milyar dolara, swap hariç net rezervler 42,5 milyar dolara çıktı. Fakat rezerv iyileşmesini tek başına yeterli görmek hata olur. İki yıllık tahvil faizinin yüzde 41’in üzerinde kalması, CDS’in 231 baz puana yükselmesi ve BİST 100’ün 14.000 seviyesinin altına inmesi risk iştahının hâlâ kırılgan olduğunu gösteriyor.
Ekonomik büyümenin yapısı da güçlü değil. Perakende satışlar canlı kalırken toptan ticaret, hizmet üretimi ve inşaat tarafında zayıflama görülüyor. Yani hanehalkı tüketmeye devam ediyor, fakat şirketler arası faaliyet ve üretim aynı gücü göstermiyor. Bu tablo dengeli bir büyümeden çok, yüksek faiz altında oluşan kırılgan ve K şeklinde bir ekonomi görünümüne işaret ediyor.
Türkiye açısından en büyük dış risk ise yeniden yükselen petrol fiyatları. Brent petrolün 84 doların üzerine çıkması, enerji ithalatçısı Türkiye için enflasyon ve cari açık baskısını büyütüyor. Petrol şoku kalıcı hâle gelirse rezerv kazanımlarının korunması daha maliyetli olacak ve faiz indirimi beklentileri zayıflayacaktır.
Sonuç: İki Piyasa, Aynı Mesaj
ABD’de bankalar güçlü fakat yapay zekâ ve özel kredi piyasası yeni kırılganlık alanları oluşturuyor. Türkiye’de rezervler yükseliyor fakat yabancı yatırımcı hâlâ borsaya güçlü bir güven oyu vermiyor.
Her iki piyasanın verdiği mesaj aynı: Geniş tabanlı ve kolay para dönemi yerini seçici sermaye akımlarına bırakıyor.
ABD’de yapay zekâ altyapısı ile yazılım şirketlerini, Türkiye’de ise tahvil girişleri ile gerçek hisse talebini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Önümüzdeki haftalarda kazanan yatırımcı, en iyimser hikâyeyi anlatan değil; paranın gerçekte nereye aktığını takip eden yatırımcı olacak.
Burada yalnızca piyasanın ana çerçevesini paylaştım. Güncel trade listeleri, portföy değişiklikleri, detaylı analiz raporları ve özel hisse analizleri yalnızca Telegram grubunda yayınlanıyor.
Bu içerik yalnızca araştırma ve bilgilendirme amacı taşımaktadır. Yatırım tavsiyesi değildir.


